karablok
Friday, March 7, 2008
Şifre diye tabir ettiğimiz numaraları üç defa deneme şansı
Şifre diye tabir ettiğimiz numaraları üç defa deneme şansı bırakıyorlar bize. Halbuki bu şaşırtmacalı bir soru; çünkü üç defa deneme hakkı demek, ikinciyi deneyip başarısız olduğumuz takdirde pes etmek demek. Üçüncü hakkını cesurca kullanan insanlar olduğu da söyleniyor tabi. Bu kişilerin, akbil doldurduktan sonra acaba gerçekten dolmuş mu diye fişi kontrol etmedikleri de biliniyor
Labels:
Без рубрики
Friday, September 8, 2006
akşamüzeri evin ışıklarını açıp oturmak gibi, bir şeyler ters
akşamüzeri evin ışıklarını açıp oturmak gibi, bir şeyler ters gidiyor, kestiremiyorum. ışıkları kapasam karanlık oluyor, televizyonun ışığı gözlerimi alıyor, gözlerim görmüyor. ışıkları açarsam sokakta yaralı bir kuşu tekmeliyorlar sanki ve benim bundan haberim olmuyor. tuhaf bir çelişki, bir kontrolsüzlük ve huzursuzluk hali, her akşamüzeri, kısa süreli. sonra yıldızlar iyice beliriyor ve her şey netleşiyor. güneş hiç doğmuyor ki, gece kendi kendine batıyor.
Labels:
Без рубрики
Monday, September 4, 2006
hayaletlerden korkuyorum, onlardan herkes korkar. hayalet diye
hayaletlerden korkuyorum, onlardan herkes korkar. hayalet diye bir şey yoksa bile korkuyoruz onlardan. bir hayalet görsem ne kadar korkacağımın haddi hesabı olmaz. korkmak limitini aşarım, çıldırırım, ölürüm. ne eve hırsız girmesine benzer bu, ne köpeğin kovalamasına, ne mahallelinin linç girişimine, ne de herhangi bir başka şeye. hayatım aniden değişir, her olaya bakış açım. tüm değerlerim altüst olur. ölene dek ensemde nefesler hissederim, sürekli birilerine sarılarak uyumam gerekir. bazen geceleri uyanıyorum ama dışarıdan bakıldığında o esnada uyanık olduğumu belli edicek hal ve hareketlerden kaçınıyorum. odamda uçuşan doğaüstü varlıklar sanki uyanmamı beklerler, uyuyorsam bana bir şey yapmazlar. neden sonra düşünüyorum; zaten varlık doğaüstü, böyle ucuz numaralara mı aldanıcak! yine de ustalıkla horlamaya çalışıyorum, çok sesli değil, böyle ince bi hırıltı, mırın kırın etmek gibi, uyurken çıkardığımız ağız şapırdatmaları gibi. eğer varsanız gidin başımdan, yoksanız ne ala. hayalet bu, cidden şakaya gelmez. casper olsa bile.
Labels:
Без рубрики
Thursday, August 31, 2006
hareketlerimizi beyin emrediyor ya, bu emrin gerçekleşmesiyle
hareketlerimizi beyin emrediyor ya, bu emrin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesi arasında çok ince bir çizgi var ve ben bu çizgide yürüyebiliyorum. her şeyden önce felçli olduğunuzu varsaymanız, hatta buna kendinizi inandırmanız gerekiyor. tıpkı duvara çarptırmadan taşı en ileriye atmaca oyununda olduğu gibi, kolumu kıpırdatmadan hareket ettirmeye çalışıyorum. bir müddet sonra kol cidden oynamıyor. çok değişik bir duygu, gerçekte felçli olmadığınız için kolu istediğiniz an hareket ettirebileceğinizi bilmeniz ancak kuvveti sürekli arttırdığınız halde sabit kalması.
Labels:
Без рубрики
Wednesday, August 30, 2006
reklama girdiği için kanalı değiştirdikten biraz sonra ne
reklama girdiği için kanalı değiştirdikten biraz sonra ne izlediğimi unuttum. başta bu bana oldukça normal bir şeymiş gibi geldi ancak saniyelerin hızla ilerlemesine karşın hala hatırlayamamış olmam karşısında bir an panikledim. kanalı değiştirirken, tekrar o kanala dönmek üzere kendimi programladığım için sıkıntım sürekli büyüyordu. benim bir amacım vardı ve onun ne olduğunu bilmiyordum. demek ki reklam giren programı çok zevk alarak izliyormuşum. aceleyle kanalları turladım. eğer programa denk gelirsem hatırlayacağımı düşünüyordum. tabi reklamlar hala bitmemiş olabilirdi. o halde reklamda olmayan ve bende ilgi uyandırmayan programların yayınlandığı kanalları elemeli ve geriye sadece reklamda olan kanalları bırakmalıydım. o programa denk gelene dek turlamayı sürdürdüm. tehlikelerle dolu bir yolculuktu, çünkü önceden izlediğim program olmadığı halde bende ilgi uyandıran başka bir programa kapılabilir, onu asıl program zannedebilirdim. hala bile, sonunda karar kıldığım programın önceden izliyor olduğum program olduğuna dair kuşkularım yok değil. gerçeği hiçbir zaman öğrenemiycem.
Labels:
Без рубрики
Monday, August 28, 2006
gündüz buraya yazmak için güzel bir şey bulmuştum. ne olduğu
gündüz buraya yazmak için güzel bir şey bulmuştum. ne olduğu hakkında bir fikrim yok, sadece güzel olduğu kalmış hatrımda. düşündüğüm zaman olumlu duygular uyandırıyor ve ben bu duygulara güveniyorum. insanın aklına bir şey gelmesi ve bunu hatırlayamaması çok tuhaf. halbuki o kadar net ki her şey, uzanmış televizyon seyrediyordum ve aklıma gelen bu şeyi bir yere not etmeye üşenmiştim. ama bunu unutarak harcamayı da hiç istemiyordum. durduk yere kendimi sıkıntıya sokmuştum; uzanmaya devam etsem içim rahat etmeyecekti, kalksam gerçekten rahatım bozulacaktı. bir an can çekişerek öleceğimi sanmıştım. sonra uzanmaya devam etmiş ve bu şeyi daha sonra da hatırlayabilmek için iyice aklıma sokmak amacıyla üzerinde çokça düşünmüştüm. ilk seferinde aklıma gelmeyeceğini biliyordum, bu yüzden hatırlaması kolaydan zora doğru ilerleyen ipuçlarından bir merdiven tasarlamıştım. acaba neydi diye kendime sorduğumda aklıma ilk ipucu gelecek, o ipucu bir sonrakini hatırlatacak, o da öbürünü derken basamak basamak çıktığım merdivenler sayesinde hedefe ulaşıcaktım. bu tam olarak, yerimden kalkmadan kumandaya erişebilmek için kollarımın uzandığı her nesneyi denemeye benziyordu ve ben her defasında aynı kanalı izlemek zorunda kalıyordum. galiba paragraf çok enteresan bir noktaya geldi. mesela bu unuttuğum şeyin hep aynı kanalı izlemek zorunda kaldığım olduğunu farz edelim, o halde hep aynı kanalı izlemek zorunda kaldığımdan bahsetmemem gerekiyordu. çünkü bu bir olumsuzluğu temsil ediyor ama unuttuğum şeyin bu olması, yani bir anlamda hatırlamam, bunu birden olumlu yapıyor. belki de bu çelişki, o şeyi unutmama neden olan doğaüstü bir dengedir.
Labels:
Без рубрики
Friday, August 18, 2006
mısır yerken, acaba bir koçan üzerinde kaç mısır tanesi vardır
mısır yerken, acaba bir koçan üzerinde kaç mısır tanesi vardır diye merak ettim. saymakla saymamak arasında gidip gelirken, daha çok stadyumlarda kaç insan oluğunu kısa yoldan anlamaya çalışma metodumu uygulamaya karar verdim. metodum şöyleydi: 10 gibi, sayılması çok basit olan yuvarlak bir sayıya kadar sayıyordum. sonra, stadyumu/koçanı, 2 boyutlu ve belli bir rengi olan düzlem olarak hayal edip, 10 tane insanın/mısırın kapladığı alanı başka bir renge boyuyordum. daha sonra ise, bu yeni rengi, alanı kaplayıncaya kadar göz kararı tekrarlıyordum. daha basit olması için de, 100 gibi, sayılması güç olan başka bir yuvarlak sayıya ulaşınca, rengimi, düzlemden ve 10 sayısını temsil eden renkten farklı olan başka bir renge çeviriyordum. böylece, daha büyük alanlı renk kullanarak hem zamandan kazanıyor, hem de yanılma payımı düşürüyordum. bu arada, 1000 tane mısır tanesi vardı. yuvarlak olarak.
Labels:
Без рубрики
Subscribe to:
Posts (Atom)